22 Ekim 2015 Perşembe

Yorum: Tutku Oyunları | Aleatha Romig

Aşk, günahlarla yoğrulmuş bir oyunu bozabilir mi?

Claire Nichols, kusursuz hayatların, büyülü masalların ardında en kötü kâbusların yaşanabileceğinden habersizdi. Ta ki onunla tanışana kadar; Anthony Rawlings. Zorba, acımasız, gözü kara. Fakat aynı zamanda zengin, kibar, güçlü ve nefesleri kesecek kadar yakışıklı.

Parıltılı yaşamların gürültüsünden uzak, sıradan bir barmen olan Claire, onun tatlı tuzağına düştüğünde ise artık her şey için çok geçti. Nefretin bile çekici geldiği bu dünyada, tutku ve şehvet dolu bir oyunun en önemli parçasıydı artık.

Bu oyunun sınırları yok ama kuralları var. Hayatta kalmaksa ancak kurallarla mümkün. "Kimse onun kurallarının sonuçlarından kaçamaz."
-Alfred A. Montapert-


Bir kadın olarak bu kitabı beğenmem İMKANSIZ. Kitaptaki içerikten çok –ki bahsedildiği kadar çok ayrıntıya girilmemişti-   Claire Nichols’a yapılan aşağılamalar. Ve Bu ana karakterin seçme şansı varken bile bu eziyete katlanması beni çileden çıkardı. Birinci saçmalık buydu. İkinci saçmalık ise bir peçeteye yapılan anlaşma ve bu anlaşma üzerinde yürüyen 600 küsur bomboş sayfa! Eğer yazar okuyucuya eziyet etmek için yazmışsa başarılı olduğunu belirtmeliyim. İki günümü boşa harcadığıma mı üzüleyim yoksa büyük umutlarla başlayıp hayal kırıklığına uğradığıma mı karar veremiyorum.
Anthony Rawlings, kötü bir karakter. Bekledim iyi yönleri gelecek mi diye. Psikolojik bir sorun yüzünden böyle olmasını (böyle bir klasiğe bile razıydım.) umdum. Ama hayır. Kitap boyu bir kadının neden böyle saçma şeylere (kısıtlamalar, kilit altında tutulmalar, şiddete uğramalar.) katlandığını sorguladım durdum. Bir adamın neden böyle şeyler yaptığını. Ve cevabını alamadım. Kitap size bunların cevabını vermiyor. Aksine, daha çok soru katıyor kafanıza. Böyle bir sondan sonra 2. kitabın Dallas dizisini aratmayacağına eminim. Tek övebileceğim yanı yazarın olay kurgusunu iyi bir şekilde düzenlemesi. Tahmin edilmeyen bir son tahmin edilmeyen davranışlar silsilesi. Ama geçmişten olan kesitler beni gerçeğe yakınlaştırdı. Hatta tahminim tuttu da desem yerli yerinde olur.
Claire Nichols, güçlü bir karakter mi değil mi anlatması zordu. Yaşatılan onca şeyden sonra dik durması etkilese de diğer davranışları yüzünden bu gözümde değersiz kaldı. Bunun dışında ki tüm özellikleri onun güçsüz oluğunu gösteriyor. 1.si bu adam seni zorla alıkoydu ve zorla istemediğin bir sürü davranış sergiledi. Bunları ne çabuk unuttun da onun bir ömür boyu sorusuna olumlu cevap verdin. 2.si bütün yaşadıkların adamın normal olmadığını göstermedi mi? Zeki bir karakter olmadığını burada kanıtlamış oldu.
İçeriğe geçecek olursam;  Claire çalıştığı barda Anthony ile karşılaşıyor(!) ve ondan etkileniyor. Adam daha sonra onu yemeğe çıkartıyor. Ve böylece her şey başlıyor. Koca evde yaşadığı olaylar gün gün size aktarılıyor. O kadar özet gibi ve yüzeyseldi ki bana göre. Tek detaya indikleri yer ya kızın şiddet gördüğü ya da yanlış bir şey olacağı zamanlardı. Onun dışında. Fiji’ye gittik. Şöyle yaptık böyle yaptık tarzındaydı anlatım. Anthony, Claire’in tüm özgürlüklerini elinde alıyor. Telefon, internet, arkadaşlarla bağ kurma, ablasıyla görüşme bunların hepsini elinden alıyor. Ve bir sene sonra bunları yavaşça tekrar veriyor. Peki, kızın tepkisi. Sanki bunları elinden alan o değilmiş gibi sevinip ona teşekkür etmesi ve onun iyi biri olduğunu düşünmesi. Ablasıyla görüşmesine izin verdiğinde de bu tepkiyi görmek sinirlerimi iyice bozdu. Asıl kötü ve son darbe ise, onunda yavaş yavaş bu düzeni istemesi alışmasıydı. Bunlar benim görüşlerim ama bana kalırsa kurgunun iyi olması dışında bu kitapta başka bir şey yoktu.  2/5

Hiç yorum yok: